
İskoç Kimyacı A.G. Cairns-Smith kitabı Hayatın Kaynağına Dair Yedi İşaret’te bir su kemeri benzetmesinden faydalanarak ek bir noktaya parmak basar. Yontulmamış taşlardan ve harçsız yapılan bir kemer hiçbir yerden destek almasa da dengeli bir yapı olabilir ancak indirgenemez karmaşıklıktır. Eğer taşlardan bir tanesi yerinden sökülürse kemer yıkılır.
O halde bunun ilk inşası nasıl yapıldı?
Bunun bir yolu sağlam bir taş yığınının etrafına kazık döşemek ve ardından dikkatlice kazıkları teker teker çıkarmaktır. Daha genel bir tanımla bir parçasının eksiltilmesiyle ayakta kalamaması anlamında indirgenemez olan birçok yapı vardır ancak bu yapılar sonradan çıkarılan ve bir daha gözükmeyen iskelelerin yardımıyla inşa edilir. Yapı bir kez tamamlandığında iskele güvenle kaldırılabilir ve yapı sabit kalmayı korur.
Evrimde de böyle olur. İncelediğiniz organ ya da yapı canlının atalarında var olan ancak artık gerek duyulmayan bir iskele sayesinde oluşmuş olabilir.
İndirgenemez karmaşıklık yeni bir fikir değildir ama tabir yaratılışçı Michael Behe tarafından 1996’da uydurulmuştur. Bu zat yaratılışçılığı biyolojinin yeni bir alanına taşımakla itibar kazanmıştır (Eğer itibar doğru bir deyişse). Biyokimya ve hücre biyolojisi. İyi bir örnek vermeye en yaklaştığı an (ki bu hala kötü bir örnektir) bakterisel kamçı motoru konusudur.
Bakterisel kamçı motoru bir doğa harikasıdır. İnsan teknolojisinin dışında bağımsızca bir eksen çevresinde döndüğü bilinen tek aks örneğidir. Kamçı ince bir pervanedir ve sayesinde bakteri suyun içinde oyuklar açarak yol alabilir. ‘yüzmek’ değil de ‘oyuk açmak’ diyorum çünkü varoluşun bakterisel ölçeğinde su çok daha farklı bir etkidedir. Daha çok pekmez, jöle hatta kum gibidir.
Behe tek bir doğrulama, açıklama ve ayrıntıya rağbet etmeden bakteri kamçısının indirgenemez karmaşıklık olduğunu açık bir biçimde beyan eder. Bundan başka ilgili biyolojik literatürün sorunu es geçtiğini iddia eder. İddiasının yanlışlığı ayrıntılarıyla ve (Behe için) utanç verici bir şekilde 2005’de Pensylvania’da bir mahkemede belirlenir. (Mahkeme kayıtlarına ulaşmak için tıklayınız). Bu mahkemede Behe, yerel bir devlet lisesinin fen müfredatına “akıllı tasarım”ı dayatmaya çalışmış bir grup yaradılışçının namına uzman bilirkişi olarak ifade vermişti. Birazdan göreceğiniz şekilde bu Behe’nin duruşma sırasında çektiği tek utanç değildi.
Bu mesele Brown üniversitesinde görev yapan Kenneth Miller tarafından ustalıkla ele alınmış ve böylelikle akıllı tasarım’ın en inandırıcı intikamı alınmıştır. Üstelik bu intikamın önemi küçümsenemez çünkü Miller dindar bir Hıristiyan’dır.
Miller bu meselede dikkatimizi üçüncü tip salgılayıcı sistem (ÜTSS) isimli bir mekanizmaya çeker. Bu sistem parazit bakterilerin konak organizmaları zehirlemek için kullandıkları sistemlerden biridir. ÜTSS’nin yapısını oluşturan protein molekülleri kamçı motorunun parçalarıyla oldukça benzeşir. Yani bu sistemin parçaları kamçı motor evrim geçirdiğinde yeni ama bütünüyle farklı olmayan bir işlevi benimsemek zorunda kaldılar.
Açıkça görülüyor ki kamçı motorun yaşamsal önemi olan parçaları kamçı motor evrim geçirmeden önce zaten vardı ve çalışmaktaydı.
Elbette daha fazla çalışma yapmak gereklidir ve yapılacağından eminim. Bu gibi çalışmalar eğer bilim adamları akıllı tasarım teorisi gibi tembel bir sonuçla tatmin olup cesaretlenmeselerdi asla yapılamazdı.
İşte hayali bir ‘akıllı tasarım kuramcısının’ bilim adamlarına gönderebileceği bir mesaj “Bir şeyin nasıl çalıştığını anlamazsanız bunu dert etmeyin. Tek yapmanız gereken pes etmek ve ‘bunu Tanrı yapmıştır’ demek. Hatıraların beyne nasıl yerleştiklerini anlamıyor musunuz? Harika! Fotosentez oldukça kafa karıştıran bir süreç midir? Şahane! Lütfen sorunu çözmeye çalışmayın sadece vazgeçin ve Tanrı’ya başvurun. Sevgili bilim adamları sırlarınız üzerine gayret sarfetmeyin. Sırlarınızı bize getirin ki onları kullanalım. Değerli bilgisizliği araştırmalarınızla çarçur etmeyin. Bu şanlı boşluklara Tanrı’nın son bir sığınağı olarak ihtiyacımız var.”
St. Augustine’in epey aleni bir tabiri vardır: “Günah işlemenin farklı bir yöntemi vardır ki bu yöntem tehlikeye doludur. Bu merak hastalığıdır. Bize doğanın sırlarını keşfettirmeye çalışan ve keşfettiren budur ancak bu sırlar bizim kavrayışımızın ötesindedir. Merağın bize hiçbir faydası bulunmaz ve hiçbir insan öğrenmeyi umut etmemelidir.” (Freeman 2002’den alıntı yapıldı)
Behe’nin diğer gözde ve sözde ‘indirgenemez karmaşıklık’ örneklerinden birisi de bağışıklık sistemidir. Hikayeyi bizzat yargıç Jones’un sözleriyle aktarıyorum.
“Çapraz sorgulama esnasında Profesör Behe, 1996 senesindeki “bilim bağışıklık için asla evrimsel bir açıklama getiremeyecektir” iddiasıyla ilgili sorgulandı. Bağışıklık sisteminin evrimiyle ilgili elli sekiz bilimsel onaylı yayın, dokuz kitap ve birkaç immünoloji ders kitabı kendisine sunuldu; ancak bunların evrimi kanıtlamakta hala yeterli olmadığında açıkça ısrar etti ve bu savunması bence ‘yeterince sağlam’ değildi.”
Behe bu elli sekiz bilimsel onaylı yazının çoğunu anlamadığını itiraf etti.
İmmünolojinin ona ağır gelmiş olması hiç şaşırtıcı değildi. Daha az mazur görülebilen ise Behe’nin bu gibi araştırmaları verimsiz görüp azletmesiydi. Eğer hedefiniz gerçek dünyayla ilgili önemli gerçekleri keşfetmekten ziyade kolay aldanan halk ve politikacılar içinde propaganda yapmaksa elbette bunlar verimsiz çalışmalardır. Behe’yi dinledikten sonra şikayetçilerin avukatı Rothschild bir özet çıkarır:
“Minnettarız ki bağışıklık sisteminin kaynağının sorgusuna cevap arayan bilim adamları vardır…bu sistem güçten düşme ve ölümcül hastalıklar karşısındaki savunmamızdır. Bu kitap ve makaleleri hazırlayan bilim adamlarının çabaları hastalıklara karşı savaşmada bize yardım eder. Profesör Behe ve akıllı tasarım hareketinin bütünü bilimsel ve tıbbi irfanı ilerletmek adına hiçbir gelişme kaydetmedikleri gibi gelecek nesil bilim adamlarına kaygılanmamaları gerektiği nasihatini verirler.”
Amerikan Genetik Bilimci Jerry Coyne, Behe’nin kitabını eleştirirken konuyu şöyle ele alır: “Eğer bilim tarihi bize herhangi bir şey ispatlayacaksa bu, cahilliğimize Tanrı ismini vererek bir yere ulaşamayacağımızdır.”
Coyne Guardian’da akıllı tasarımla ilgili bir makale üzerine yorum yapmıştır:
“Neden Tanrı her şeyin bir açıklaması olarak kabul edilsin? Değildir. Bu bir açıklama noksanlığıdır, bir omuz silkmedir, ‘bilmiyorum’ demenin ruhsal ve ayinsel kılık değiştirmesidir. Eğer bir insan bir şeyi Tanrı’yla ilişkilendirirse genelde bunun anlamı bu kişinin elinde bir ipucu olmamasıdır. Böylelikle bu bilinmezi erişilmez, çözülmez bir gök perisine dayandırır. Bu yaşlı adamın nereden geldiğinin açıklaması talep edin. Büyük ihtimalle bu yaşlı adamın her zaman var olduğunu ya da hep doğanın ötesinde olduğunu söyleyen hayal meyal, sahte felsefi bir yanıt alacaksınız. Lakin bu yanıt elbette hiçbir şeyin izahı değildir.”
Evrim geçirmiş organlar genelde akıllıca ve güçlüdürler, aynı zamanda açıklayıcı kusurları vardır. Bu eğer evrimsel bir geçmişleri varsa tam da beklememiz gerekendir ancak tasarlanmışlarsa tam anlamıyla beklenmedik bir durumdur. Sırt ağrısından fıtığa, sarkık rahimden sinüs iltihaplarına kadar çoğu insani rahatsızlığa karşı hassasiyetimiz doğrudan doğruya şu anda dik yürüyen bedenimizin, dört ayak üzerinde durmayı terk etmek için milyonlarca yıldan fazla süredir şekil değiştirmiş olmasından kaynaklanır.





